Mi, 29.Jan.2020 - 09:43
Vitrindeki Kitaplar

8 Roman % 50 Indirimli
Ünlü Yazarların Seçme Eserleri!

Canan Tan
Türk Kitabevi'nden % 50 Indirimli Roman Seti!...

Ahmet Ümit, Iskender Pala, Canan Tan, Ahmet Altan ve diğerleri!.. 

En çok satan yazarlardan seçme kitaplar!.. 8 Kitap 59,90 Euro yerine 29,80 Euro!.. Sadece, turkkitap.de adresinde!.. 

Setimizdeki Eserler:  

1) Bütün İyiler Biraz Küskündür / Nilay Örnek : 

“Nilay kelimeleriyle, merakıyla, yorumlarıyla yaşama heveslendiriyor beni. İnadına yaşayıp o filmi de görmek, o şehre de gitmek, o son kapıyı da açmak istiyorum. Adalet yerini bulana kadar yaşamak isteği güçleniyor kalbimde… Bütün İyiler Biraz Küskündür, öğrenmekten, gülmekten, doğduğu yeri sevmekten vazgeçmeyenler ve iyi kalmaya çalışan bütün yorgun savaşçılar için geliyor.” İCLAL AYDIN   Çoğumuzun kalbi kırık ve bu bizi yavaşlatıyor... Ayrıldık, ayrıştık, yıprandık, işsiz, mesleksiz, huzursuz, kimi zaman kahkahasız, kimi zaman umutsuz kaldık. Peki ne yapacağız? Belki de önümüze bakıp önce, fark yaratabileceğimiz en yakınımızdaki durumla başlayacağız!  Gülmekle başlayıp çabalayacağız. Atmosfer, en sıradanı, en su yüzüne çıkanı, en hoyratı alkışlarken ve bizler pasif agresif bu akışı izlerken, Türkiye’de bütün gerçek iyilerin, elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışanların kalbine birer leke düşüyor. İşte bu kitap da bir nevi benim memleket derdim, benim anlama çabam, olan bitenden kaçarken sığındığım bazı insan-limanlar ve benim çözüm önerilerim…   

2) Bab-ı Esrar / Ahmet Ümit :   

Kayıp babasıyla doğacak çocuğu arasında kalmış bir kadın... Hayatın anlamını arayan bir insan: Karen Kimya... Kapıları sırlara açılan bir kent... Sırların mucizelere dönüştüğü geceler. Mucizelerin hakikat sayıldığı zamanlar... Yedi yüz yıl öncesinden gelen bir fısıltı... Aşkı sadece aşkla tartanların ıtırlı soluğu... Ölümün yok edemediği bir sevda... Yıllara direnen bir sevgi; Şems-i Tebrizi ve Mevlâna Celaleddin-i Rumi... Günümüzden yedi yüz küsur yıl öncesine uzanan gerilim dolu, heyecan yüklü, mistik bir serüven...

"Taşta kan vardı, gökyüzünde dolunay, bahçede toprak kokusu. Ürkütücü bir serinlik içinde yüzüyordu ağaçlar. Kış güllerinin katmerlenme vaktiydi, nergislerin tazelenme demi. Yedi kişi girmişti bahçeye... Yedi öfkeli yürek, nefretin ele geçirdiği yedi akıl, yedi keskin bıçak. Yedi lanetli adam bahçenin sessizliğini yedi parçaya bölerek yürüdü kurbanlarının bulunduğu tahta kapıya...

Taşta kan vardı. Bahçede ürkütücü bir serinlik. Cinayetin tek tanığı dolunaydı. Hiç şaşırmadan, ürpermeden, korkmadan bakıyordu uzun boylu kavak ağaçlarının ölü yapraklarının arasından. Yedi kişiden en genç olanı vurmuştu kapıya. En yaşlı olanı çağırmıştı içeridekini. Yedi kişinin yedisi birden saplamıştı bıçaklarını içeriden çıkana.

Taşta kan vardı. İnsanların yüreklerinde nefret, dolunayda derin bir sükûnet..."   

3) Efsane / Bir 'Barbaros' Romanı / İskender Pala :

Efsaneler bazen denizden,
Bazen aşktan ve ateşten gelirler.
Aşktan ve ateşten ve denizden gelenler,
Bazen ışık olurlar ve bütün zamanı aydınlatırlar…
Efsane kurmak kadar, efsaneyi yazmak da efsaneye dâhildir.
Bir çağı haritalarda bulamazsınız.
Derine, insana ve tarihin denizlerine açılmak gerekir.
Girdaplarda yüksek idealler saklanabilir.

Bu kitapta
İstanbul, Gırnata, Madrid, Roma ve Akdeniz; aşk diliyle kuşatıldı.
Akdeniz, aşk kaleminin haritasıyla yeniden çizildi. 
Kılıç kılıca, cevher çeliğe çarptı, varlık da yokluğa.
Ve hep bir yol vardı kalplerden denizlere.
Derin denizler, büyük aşklar için atlas olup dokundu.
İskender Pala, bir çağı ve o çağın efsanelerini dile döktü.
Barbaros Hayreddin Paşa'yı...
Sonra, bir gül sepeti getirdi.
Isırılmış üç elmayı anlattı.   


4) Piraye / Canan Tan :   

Ağalığa, beyliğe kulaklarını tıkamış, halktan yana, özgürlük âşığı ama deneyimsiz, toy, gencecik bir kız...

Diyarbakır… Dar bir eşikten geçip geldim sana. Huzurundayım. Hoşgörü kapını açık tut. Bil ki direnmem sana değildi. Altın tepside sunulan acı şerbetti beni ürküten. Devrimci ruha sahip Piraye'nin İstanbul'dan kopmak istememesini yadırgama. Anadolu'nun en ücra köşelerine bile koşa koşa gidecek yüreğe sahipti o. Ona ters düşen Diyarbakır değil, Diyarbakır konaklarına gelin olmak. Ağalığa, beyliğe kulaklarını tıkamış, halktan yana, özgürlük âşığı, yüzü insana dönük; ama deneyimsiz, toy, gencecik bir kız... Anlamaya çalış onu. Küçücük bir kum tanesi, bedenine yerleşen. Ya özümseyeceksin ya da irinleşecek derinliklerinde. Sancılı kıvranışlarla atıvereceksin uzaklara. Geldiği yere, belki de bambaşka diyarlara savrulup gidecek. Onun sende kalmasını sağla. Kol kanat ger gurbetten gelmiş konuğuna. Anlı şanlı Diyarbakır, bir Piraye'yi barındıramadı, dedirtme kendine.   

5) İsyan Günlerinde Aşk / Ahmet Altan :   

Aldatanlar aldatmakla yetinmezler; onlar, ihanete uğrayandan bunun için üzülmemesini, kahırlanmamasını, dertlenmemesini, sevdiğinin bir başkasıyla yaşadığı hazzın üstüne kendi acılarının gölgesinin vurmasına izin vermemesini de isteyecek kadar bencilleşirler. İhanetin yarattığı ve hem aldatanın hem aldatılanın hayatına yayılan kederli gölgeyi, isterler ki aldatılan temizlesin, aldatanı vicdan azabından, suçluluktan, bir başkasını haksız yere üzmüş olmanın utancından kurtarsın; bunu elde edebilmek için aldattıklarının önünde alçalmayı, kendilerine acındırmayı, gülünç şaklabanlıklarla bir gülücük koparmaya uğraşmayı mubah sayarlar ama ne yaparlarsa yapsınlar bu armağanı aldattıklarından alamazlar; aldatılan, elinde kalan son silahı asla kendini aldatana gönül rızasıyla teslim etmez. Ragıp Bey de, şehrin bir isyanla sarsıldığı o akşam, akıbeti meçhul bir yolculuğa çıkarken, istediği armağanı alabilmek için farkına varmadan kendisini acındırmaya uğraştı; eğer yaptığı şeyin farkına varabilseydi bunu asla yapmazdı ama o anda, kendi kederiyle soğumuş kadının bir tebessümüne, yarı karanlık odada tek başına Kuran okuyan yalnız kadının kendisine bağışlayacağı bir vicdan rahatlığına öylesine muhtaçtı ki kendisine hâkim olamadı. "Bir çatışma kaçınılmaz gözüküyor, gidip de dönmemek var, hakkınızı helal edin." Hatice Hanım'ın verdiği cevabı hiçbir zaman unutmadı: "Benim sizde bir hakkım yok."    

6) Cariye'nin Gelini Nurbanu / İktidar Hırsıyla Bilenmiş İki Kadın, Aşka Tutsak İki Erkek / Demet Altınyeleklioğlu :

İktidar hırsıyla bilenmiş iki kadın, aşka tutsak iki erkek ölümün kıyısında yaşanan hayatlar. Harem cehenneminden cennete uzanan bir yol. Kendi destanını yaratan, osmanoğlu'na kader katan, aykırı bir kadın. Aşk, entrika, tuzak, ihanet...

Güzeller güzeli CecılıaBaffo'ydu o...

Venedik Venedik olalı, ondan güzelini görmemişti. Altın Kız derlerdi ona. Serenatlar ona yapılır, aşk şiirleri onu anlatırdı. "Güneş doğudan değil, Cecilia'nin gözlerinden doğar, onun gözlerinden batar. Yıldızlar gözlerinde parıldar" derdi şarkılar. Ancak kaderin rüzgarı yaman esecek, Cecilia kaçırılacak ve Sultan Süleyman'ın haremine savrulacaktı. Rüyaların kraliçesi, artık bir köleydi. Haremi birbirine katan cariye Cecilia'nın yolu, Sultan Süleyman'ın, güzellikte kendisiyle yarışan biricik kızıMihrimah'la kesişti. "Senin adın artık Nurbanu olsun!" dedi Mihrimah. "Tanrının Işığını Saçan Kraliçe..." Nurbanu, güzelliği ve aklıyla büyülediği, Hürrem'in oğlu Şehzade Selim'in ruhunda iktidar fırtınası yaratacaktı. Oysa, Sultan Süleyman'ın karısı Hürrem, iktidar oyununu Selim'in değil, küçük oğlu Beyazıt'ın üzerine kurmuştu. Ve böylece kayınvalide Hürrem ve gelin Nurbanu arasında amansız bir mücadele başladı...

"Ben, Sultan Murad Han'ın annesi Cecilia Baffo'yum. Öyküm dillere destan olmalı!" dedi. Dediği oldu.

Tarih benim için ne der, umurumda değil. Tarih, kalem kimin elindeyse onun hikayesini anlatır. Bugün kahraman ilan ettiğini yarın lanetler. Hain diye damgaladığına, yarın bir bakarsın alkış tutar. Osmanlı'nın benim hakkımda vereceği hüküm de umurumda değil. Venedik'in dediği de, diyeceği de. Ben bahtımın çizdiği yolda yürüdüm. Başka çarem vardı da yapmadım mı, başka yolum vardı da yürümedim mi? Kader rüzgarsa, insan dediğin de önüne kattığı kuru yaprak. Esti mi bir o yana savurur adamı, bir bu yana. Savrula savrula buralara geldim, bunları yaptımsa suç benim mi? Varsın tarih istediğini yazsın. Osmanlı ne bilirse onu desin. Venedik, maskesiz dolaşamadığına bakmadan varsın beni ayıplasın. Hepsi celladın yağlı urganından, kılıcından, baltasından iyidir. Gerçeği yaşayan bilir. Ben yaşadım. Venedikli Cecilia Baffo'dan Nurbanu doğurdum. Bir cariyeden kraliçe yarattım. Bir sarhoştan kral...

Herkes böyle bilsin. Osmanlı'ya iki padişah veren Nurbanu Valide Sultan'ım ben.   

7) Bin Muhteşem Güneş / Khaled Hosseini :   

Nereye giderseniz gidin, ülkeniz peşinizden gelir. Artık siz orada yaşamasanız da o içinizde yaşar. Afganistan’ın Khaled Hosseini’de yaşadığı gibi…   Bin Muhteşem Güneş, ilk romanı Uçurtma Avcısı’yla tüm dünyada inanılmaz bir başarı yakalayan Hosseini’nin ikinci romanı. Yazar bu romanında da yine doğduğu toprakları anlatıyor. Bu kez iki kadının kesişen yaşamları ve dostlukları üzerinden…   Küçük yaşta evlendirilen kızlar, çocuğu olmayan kadınlar, babaya ya da çocukluk arkadaşına duyulan, geçmişe gömülmüş aşklar…   Khaled Hosseini, hasreti, dostluğu, aşkı ve insanlığı en iyi anlatan yazarlardan. Başarıyla kurduğu olay örgüsüyle, çıkmaz yolların nasıl düzlüklere açılabileceğini gösteren yaratıcı bir kalem. Bin Muhteşem Güneş, kelimenin tam anlamıyla “beklenen” bir roman…   

8) Kimya Hatun / Saide Kuds :   Kocasının ölümünden sonra Mevlânâ Celaleddin-i Rumi ile evlenen Kerra Hatun, yeni kocasının haremine yerleşir. Tabii sevgili kızı Kimya da onunladır. Kimya Hatun içine düştüğü bu yeni dünyada bir yandan kendini bulmaya çalışırken, diğer yandan da Mevlânâ'nın özel yaşamına şaşkınlıkla şahit olmaktadır...

İrfan ve tasavvuf dünyasının iki dev ismi -Mevlânâ ve Şems'in- yaşamına dair birçok bilinmeyenin bilinmesine yardımcı olacağını umduğumuz bu romanın asıl kahramanları, herhâlde kadın oldukları için tarih tarafından bir kenara itilmişlerdi. Yazar Saide Kuds, eski yazılar ve Şems ile Mevlânâ'nın karşılaşma kayıtlarını derinlemesine inceledikten sonra hayatı bu her iki adama da bağlı olarak geçen genç bir kadının hikâyesinin unutulduğunu fark eder. Ve biyografik bir roman dili ile anlattığı Kimya Hatun'un yaşamını tozlu sayfaların arasından çekip gün ışığına çıkarır.
Yazar: Canan Tan
Yayın evi: Everest
29,80 €
59,90 €
51 % daha ucuz
Bu ürünü alanlar başka neler almışlar?
 
Değerlendirme
Yorum bulunmamaktadır: Yorum yazınız!