Di, 01.Dez.2020 - 03:39
Yabanci Yazarlarin En Cok Satan Kitaplari

Yasam Bir Rüyadir, Uyanmak Öldürür
Virginia Woolf

Virginia Woolf
Dünya edebiyatının en etkileyici yazarlarından Virginia Woolf�un, yeğeni Quentin Bell tarafından kaleme alınan biyografisi, Virginia Woolf: "Yaşam Bir Rüyadır, Uyanmak Öldürür" başlığıyla Everest Yayınları�nın "Unutulmayan Kadınlar" dizisinden yayınlanıyor. Virginia Woolf�un şimdiye dek yayınlanmış en ayrıntılı biyografisi olan kitap, hem pek çok belgeye dayanması hem de yazarın yaşamına aile içinden bir bakışla yaklaşıyor olması bakımından ilgi çekici.
Virginia Woolf�un etkin rol oynadığı, efsanevi "Bloomsbury Grubu" da kitapta detaylı bir biçimde irdeleniyor.

(690 Sayfa)

Kitapla ilgili Radikal Gazetesinde cikan yazi:

Kimseye ait olmayan bir kadın

Virginia Woolf, travmatik denilecek kadar buhranlı hayatında, tekilliğe dayalı fallokrasiye karşı mücadele edebilmiş cesur bir yazardı.
"Eğer biri ve öteki eylemlerinin farklılığı içinde birleşmezlerse biri ötekinde, ne kendini ne ötekini hiç fark etmeyerek uçuruma düşme tehlikesine girer" der Luce Irigaray, duygusal ilişkilerden söz ederken. Çünkü Batılı felsefi söylem, kadınsal olanın tabi kılınması, bastırılması ya da olumsuzlanması üzerine temellenir ve arzunun yapısı erildir.
Teoride efendi-köle mücadelesi olarak adlandırılan mücadele, aslında erkekler arasında cereyan eden, kadınların özne konumuna sahip olmadıkları bir mücadeledir. Çünkü bir dolaysızlık içinde yaşayan kadının dünyasında özne-nesne bölünmesine yer yoktur.
Viktorya döneminin katı ahlâkçılığında, erkek egemen bir krallıkta doğan Virginia Woolf, duygusal açıdan inişli çıkışlı, travmatik denilecek denli buhranlı hayatında, aynılık ve tekilliğe dayalı fallokrasiye karşı mücadele edebilmiş cesur ve yürekli bir kadın, muhteşem bir romancı. Her tür iktidara karşı farklılık ve çokkatlılığı içeren kadınsal bir yaklaşım içindeki Woolf, tek anlamlı hakikat iddiasını ve katı söylemi çürütmek için eril dili deşifre ederken yepyeni bir kadın dilini de tercüme eder kırık, kırıcı ve katı hayatlarımıza. Kendinde ötekini ve kendini ötekinde keşif ve fark edebilen Woolf, eylem ve ruhsal farklılık içinde birleşebilmeyi bilir. Diğerini daha fazla kendi değil, kendini daha fazla diğeri yapabilir severken. Çünkü o, kırılmalarla yeniden örmeye çalıştığı hayatında kendi mücadelesiyle hemhalken alabildiğine de özgecil davranır.
Hiç kimse olmak, kimseye ait kılınmak istemez, hatta kendine bile! "Yaşam bir rüyadır, uyanmak öldürür" derken körleşmenin makbul değer sayıldığı hayata kimi kez çıplak gözlerle bakabilir, kimi kez de kendi sırça köşkündedir. Dünyayı kan ve savaştan arındırıp görkemli bir salon olarak yeniden kurmak isteyen bir modernist, kadınlara ev meleğini öldürüp kendilerine ait bir oda inşa etmelerini öneren bir feminist, toplumsal cinsiyetin engelleyici ve eksiltici kabulüne muhalif bir aydın ve en önemlisi bilinç akışı tekniğinin kraliçesi, avangard bir romancıdır Virginia Woolf. Ama her şeyden önce âşık bir kadındır...

Woolf'un mahrem sırları

Dilimize peş peşe çevrilen, yeğeni Quentin Bell tarafından kaleme alınan biyografisi Virginia Woolf: Yaşamak Bir Rüyadır Uyanmak Öldürür ile mektuplarını içeren Virginia Woolf Vita Sackville-West Mektuplaşmaları'nda aşklarının, duygularının, acılarının, hırs ve kıskançlıklarının tarihi, bireysel serüveni ve en mahrem anıları aralanıyor Woolf'un.
Şimdiye dek yayınlanmış en ayrıntılı biyografisi olan, hem pek çok belgeye dayanması hem de yazarın yaşamına aile içinden bir bakışla yaklaşması bakımından ilgi çekici olan Virginia Woolf: Kendine Ait Bir Kadın, cinsel konulardaki özgürlükçü tavırlarıyla tanınan entelektüellerden oluşan Bloomsbury grubuyla ilişkilerinin yanı sıra Woolf'a dair pek çok mahrem sırrı barındırmasıyla da dikkate değer.
Düzenli tasnifi, akıcılığı ve ayrıntı düşkünlüğüyle bir roman tadıyla da okunan biyografiden öğrendiğimize göre yazar, üç yaşına dek hiç konuşmamış. Bu bilinçli bir tercih midir yoksa çocuksu bir kapris mi?
Nitekim bir makalesinde Elizabeth dönemi İngilizcesinin insanları normal, sıradan, doğal konuşmaktan nasıl uzaklaştırdığını yazan Woolf, "İngiliz Rönesansı dönemi dışında, kimse hiçbir zaman bu kadar tuhaf konuşmadı" der. Bu, belki de onun kadın diliyle yazma güdüsünün erken bir örneği, onu bu sürece hazırlayan arketipik bir nüvedir.
Düz çizgisel ve katı anlatıyı kıran, akıcı, istikrarsız, marjinal, devinimli, merkezkaç özellikli, kaypak ve oynak kadın dilini ve bilinç akışı yöntemi kullanan Woolf romanlarında, dış dünyayı yok eder, yeni bir uzay yaratır. Dış dünyayı nesnel olarak değil, ancak kişilerin iç dünyalarına yansıdığı ölçüde kabullenen, gerçekçi roman geleneğinden tam bir kopuşu temsil eden yazar, kendini her zaman bir şeyler yazmak zorunda hisseder. Evinde, dağınık kâğıtlar arasında yazmasını ev meleğini öldürmüş olmasına borçludur elbette yeteneği kadar. Her roman bittiğinde histeri krizleri nükseden bunun önüne de yine yazarak geçen Woolf, Vita Sackville-West'e yazdığı mektuplardan birinde, romana ait düşüncelerini şöyle özetler:
"Bir romanın, iyi olması için yazılmadan önce yazılamayacak bir şey gibi görünmesi gerekir: sadece görünebilirdir; öyle ki insan dokuz ay acı içinde yaşar ve ancak ne söylemek istediğini unuttuğu zaman kitap tahammül edilir gibi olur."

Erile dişinin tepkisi

Yazarın en ayrıksı kitabı Three Guineas'tır ki içinde biriken dumanı boşaltmasını, kendi görüşüne göre erkeklerin zalimce ikiyüzlülüğüne karşılık verebilmesini sağlayan şifai bir eserdir bu. Savaşın ne denli eril bir edim olduğuna değinen Woolf'un savaşa ve şiddete karşı içgüdüsel tepkisi, erile -'hayvani eril'- dişinin tepkisidir. Şiddetten nefret eden Virginia, şiddeti erkeklere has kendine güvenle özdeşleştirir.
Erkekler Virginia'nın hayatında sevgili olarak hiç rol oynamaz.
Mektuplarında veya günlüklerinde bir erkeğin kendisine ufak da olsa bir cinsel heyecan uyandırdığına dair hiçbir ifade yoktur. İleride itiraf edeceği gibi her zaman cinsel bakımdan korkak biri olmuştur ve erkek şehvetiyle ilgili tek tecrübesi ise korkutucu ve iğrençtir. Yeğeninin yazdığına göre "Eros, iğrenç enseste dayalı cinselliğin simgesi olan derinden kanatlar takarak gelmişti." "Üvey ağabeyimin altı yaşımdayken beni bir pencere pervazına koyarak mahrem yerlerime dokunduğunu hatırladıkça hâlâ utançtan titriyorum." Yirmi yedi yaşında evlenmeyi gerçekten ister, evde kalmış kız olmaktan hazzetmez. Bloomsbury Grubu'ndan arkadaşı olan Lytton Strachey'den çok hoşlanır. Hatta onun eşcinselliğinin bir rahatlık kaynağı olacağını düşünür. Bir koca olarak cinsel beklentisi olmayacak, onunla adeta kardeşçe birlikte olabilecektir.
Vita Sackville-West'in deyimiyle "erkeklik niteliğinden hoşlanmayan"
Virginia tüm ihtirasları, kıskançlıkları ve şefkati kendi cinsine saklar.
1922'de, üç ciddi delilik dönemi atlatıp üç roman yayımladığında tanışır Vita ile.
Kırk yaşındadır, o vakte dek iki kez âşık olmuştur; birincisi ergenlik çağında âşık olduğu ve Clarissa Dalloway'e model oluşturan Madge Vaughan, diğeri yirmili yaşlarında, kendinden epeyce büyük Violet Dickinson. Ancak Vita onun Leonard Woolf ile evlilik hayatına da giren ilk kadın olacaktır. Tanışmalarının ilk aylarında Virginia, Vita'yı uysal, yabani bir asilzade olarak görür. Vita'nın gözünde Virginia, zarif, ulaşılmaz ve ilahlaştırılmış bir dahidir. Birbirlerini üstün kadın ve üstün yazar olarak ikonlaştırırlar ancak çok geçmeden birinin şan, şeref peşinde, diğerinin şefkat peşinde olduğu anlaşılacaktır. Çünkü Vita bir çelişkiler yumağıdır. İsyankâr ve suskun, korkusuz ve korkak, insancıl ve münzevi, cüretkâr ve ürkek.
Duygusal alanında karanlık, sadistik bir bölgesi de bulunur Vita'nın. Ancak Virginia'nın mektuplarını okuduğumuzda, bu yönünü hissetmiş olmamasına rağmen, uysal bir rol üstlenmeyi kabul ederek âşık olduğu kadınla ilişkilerinin buyurgan ve itaatkâr bir yolda ilerleyeceğini kabul ettiğini görürüz:
"Beni istediğin kadar hırpala ve bunu hiç kafana takma."
Vita'nın gelgitleri ve sadakatsizliği nihayetinde 'uğurlu başlangıç' sekteye uğrar. Virginia, sadakatinden şüphelenip de kendini tehdit altında hissedince, intikamını edebiyatı üzerinden alır.
Yirmi yılı kapsayan aşk ve dostluk hikâyesinin sonu, İngiliz edebiyat tarihinin en kişisel dipnotlarından biri olacaktır: Vita Sackville-West'in kurgusal biyografisi: Woolf'un yaratıcılık sürecinin niteliklerini, bireyin karmaşıklığını, gerçek yaşam ve yazın ikilemini, gerçeğin, aşkın, yaşamın kendisinin niteliklerini, tarih duygusunu, kadının konumunu, erdişilik üzerindeki düşüncelerini yansıtan muhteşem roman Orlando...
Virginia ile Vita, hem kendi eylemlilikleri, hem ötekinin farklılığı içinde birleşmişlerdir. Diğerini kendisi yapmaya çalışmadan... Virginia için Vita kendisinin olmadığı her şeydir. Nitekim intihar etmeden altı gün önce Vita'ya yazdığı son sözcüklerde şöyle seslenir:

"Hayır, ben sen değilim. Hayır benim muhabbet kuşlarım yok."


HANDE ÖĞÜT
Yayın evi: Everest
14,90 €
Bu ürünü alanlar başka neler almışlar?
 
Değerlendirme
Yorum bulunmamaktadır: Yorum yazınız!