So, 05.Apr.2020 - 08:01
Türk Yazarlarin En Cok Satan Kitaplari

Türkiye'nin Bestseller Kitapları (8 Kitap Birarada) En Ünlü Yazarların En Yeni Kitapları!

Elif Şafak
Türkiye okuyor!.. 2018 yılının en çok satan en ünlü yazarların kitapları evinize geliyor!.. 8 Kitap 88,90 Euro yerine şimdi sadece 59,90 Euro!.. Siparişinizi turkkitap.de den hemen yapabilirsiniz!..  
  
SETIMIZDEKI ESERLER:   
  
1) Sanma ki Yalnızsın / Elif Şafak :   
  
Sana kelimelerden kaleler yaptım. Hendekli, balkonlu, eflatun bayraklı, girişi saklı kocaman kaleler. Bir odasında bıraktım yüreğimi. Merasimsiz, habersiz, tantanasız ve beklentisiz usulca düşürüverdim elimden, olur da bulursan belki sevinirsin diye, öylesine. 
  
Sana harflerden sarmaşıklar ördüm; geceleri gözlerini kapadığında, uyku ile uyanıklık arası o tekinsiz aralıkta durduğunda, cinlerin meşveret alanında yapayalnız kaldığında koklarsın belki, hatırlarsın diye. Sana alfabeden kaftan diktim; azametle giyesin ve hiç üşümeyesin diye, kalın kadifeden, sırma ipliklerle. İşledim üzerine isminin baş harflerini, sessiz ve derinden, kimse bilmeden, sadece Yaradan’ın duyduğu bir yemin gibi.  
  
Sana noktalardan güller, virgüllerden bülbüller, ünlemlerden yaylalar, noktalı virgüllerden dağlar ve ovalar yaptım. Her bir imla işaretini özenle ekledim isminin büyüsüne. Çünkü sevmek, yeni bir dil inşa etmek demek. İki kişilik bir dil. Çünkü aşkın olduğu yerde muhakkak kelam vardır, sessizlik değil... (220 Sayfa)        
  
2) Kördüğüm / Ayşe Kulin :           


“Hayatım, beni cehenneme savuran bir rüzgârla altüst olmuştu, böyle olmasında ne suçum ne de katkım vardı. Etrafımda neler dönüyor, bilmiyordum. 
Fakat tuhaf bir şekilde içinde bocaladığım çaresizlik duygusu giderek mücadele ruhuyla yer değiştiriyordu…” 
  
Esrarengiz bir kaza sonucu bellek kaybı yaşayan, bu nedenle  “Gizem” adıyla anılan genç kadının tek bir isteği vardır:  
kendi gerçeğine ulaşmak… 
  
Bir süre hastanede kaldıktan sonra özel bir kliniğe yatırılan Gizem, bu kapalı ortamda, hayal bile edemeyeceği travmalar yaşamış genç bir kadınla ve onunla özel olarak ilgilenen doktor Orhan’la ilişki kurar. Zamanla kendinde unutuşun o sımsıkı kilitli kapısını aralayacak gücü bulan Gizem, hatırladıklarıyla kumpaslar, entrikalar ve rastlantılarla örülü, Türkiye’de yaşanan bu karmaşık günleri de içine alan esaslı bir kasırgaya kapılmış gitmekte olduğunu görecektir. 
  
Kördüğüm, hayatının hassas bir evresinde, günümüzün acımasız çarkları arasına sıkışmış genç bir kadının yaşadıklarını çarpıcı bir “geri dönüş” hikayesiyle anlatıyor. Ayşe Kulin çok sevilen Kanadı Kırık Kuşlar’da olduğu gibi, ülkesinin çalkantıları ile sarsılan ama tutkularına da sorumluluklarına da sahip çıkan genç bir kadının ayakta kalma mücadelesini gözler önüne seriyor. (296 Sayfa) 
  
        
3) Huzursuzluk / Zülfü Livaneli :   
  
        
Merhamet zulmün merhemi olamaz! 
  
İstanbul’un kargaşası içinde sıradan bir yaşam süren İbrahim, çocukluk arkadaşı Hüseyin’in ölüm haberi üzerine doğduğu kadim kent Mardin’e gider. Onun, önce sevdaya sonra ölüme yazılmış, Mardin’de başlayıp Amerika’da sona ermiş hayatını araştırmaya koyulur. Böylece âdeta bir girdabın içine çekilir, tutkuyla ve hırsla gizemli bir kadının peşine düşer.  
  
Harese nedir, bilir misin? Develerin çölde çok sevdiği bir diken var. Deve dikeni yedikçe ağzı kanar. Tuzlu kanın tadı dikeninkiyle karışınca bu, devenin daha çok hoşuna gider. Kanadıkça yer, bir türlü kendi kanına doyamaz… Ortadoğu’nun âdeti budur, tarih boyunca birbirini öldürür ama aslında kendini öldürdüğünü anlamaz. Kendi kanının tadından sarhoş olur. 
  
Mardinli Hüseyin ile IŞİD zulmünü misliyle yaşamış Ezidi kızı Meleknaz’ın ve kelamın çocuklarının hikâyesi... Livaneli okuru, sevda ile acının iç içe geçtiği bir Ortadoğu gerçeğiyle buluşturuyor... (160 Sayfa)
  
          
4) Kırlangıç Çığlığı / Ahmet Ümit : 
  
       
Acıyı gördüm. Gözlerinin ortasında bir çiçek gibi büyüyen irisin önce ağır ağır büzülmesini, ardından çığlık gibi ansızın patlamasını gördüm. Titreyen dudaklar, bal mumuna dönüşen yüzleri, çöken yanakları, irileşen elmacık kemiklerini, birer mağara gibi derinleşen göz çukurlarını, kurumuş ağızların içinde pelteleşen dilleri gördüm.   Anladım ki benliğimizin farkına vardığımız an, acının pençesinde kıvrandığımız andır.   Çığlık değil, ürperiş değil, evet, nereden geldiğini bilmediğim o vahşi iniltiyi kalbimin derinliklerinde duydum. Soluksuz kaldım, boğazım kupkuru, alnım ateşler içinde, tuhaf bir hülyaya kapılmışım gibi sürüklendim o dipsiz boşlukta. Hayatın en karanlık sırrıyla yüzleştim.   Karanlığın her aşamasından geçtim, akan kanın sesini duydum, ölümün serinliğini damarlarımda hissettim.   Geçmişin kamburunu çoktan söküp attım sırtımdan.   İnsanın insanı öldürdüğü o ilk ânı gördüm, katilin zafer haykırışını, kurbanın korku çığlığını işittim.   Her an uyanmaya hazır o muhteşem dürtüyü bastırmak, insanlığın en masum haline, en saf doğasına dönmemek için yıllarca ihanet ettim kendime. Kendimle birlikte bütün dünyayı da kandırdım. Neredeyse başaracaktım ama bırakmadılar, benim adıma onlar öldürmeye başladılar.   İşte bu yüzden geri döndüm... (400 Sayfa)     
  
      
5) Üç Kız Kardeş / İclal Aydın :       
  
   
Bir zamanlar, bir ülkenin en güzel denizine bakan bir evde üç kız kardeş yaşardı. İsimleri Türkân, Dönüş ve Derya idi. Babaları Sadık Bey ve anneleri Nesrin Hanım’la birlikte geceleri kucak kucağa oturur, gelecekte onları bekleyen şahane yılların hayallerini kurarlardı. Türkân, Dönüş ve Derya’nın, Ayvalık’ın çam kokulu sokaklarında geçen masal gibi çocukluğu, onları yetişkin dünyasının acımasızlığına hazırlamamıştı belki. Hiçbir hayatın, hiçbir seçimin göründüğü kadar kolay olmadığını, bazen en büyük, en akla gelmeyecek sırların en güvendiklerimizin kalbinde saklandığını, en korkulacak hastalıkların gün gelip geçmişi derleyip toplayabileceğini anlamak zaman istiyordu. Ve zamanın ilaç olmadığı bir yara var mıydı dünyada?   Ayvalık’ın denize uzanan taş sokaklarından, nice yaşamlar görüp geçirmiş zeytin ağaçlarından, hayatın kaynağından akan suyundan, eski evlerinden doğmuş bir aile hikâyesi Üç Kız Kardeş. Bir mutsuzluk hikâyesi değil; neşeli günleri yâd ede ede iyiliğe dönüşün hikâyesi. İyileşmenin yolculuğu… (372 Sayfa)    
  
   
6) 21 Günde Mutluluk / Saba Tümer :    
  
  
 “Daha iyi bir yaşam sürersek mutluluğun kendiliğinden geleceğini ümit ederiz. Oysaki bu büyük bir yanılsamadır. Mutluluğumuzu ancak ve ancak kendimiz yaratırız,” diyen Saba Tümer kendi mutluluk planını okuyucuları ile paylaşıyor. Mutluluğun anahtarı elimizde; tek yapmamız gereken şey anahtarı çevirip kilidi açmak. ŞÜKRET. AFFET. MUTLU OL. MUTLU ET. Saba Tümer’in hayatını nasıl bir “farkındalık” yolculuğuna dönüştürdüğünü okurken; ekranlardaki o şen kahkahasının ardında yaşadığı acılarla hüzünlenecek, ani tepkilerine onunla beraber gülecek, samimiyetle paylaştığı deneyimlerinde kendi hayatınızdan pek çok benzerlik bulacaksınız. 21 Günde Mutluluk ile gerçek mutluluğa siz de kavuşacaksınız!.. (152 Sayfa)        

  
7) Solgun Karanfil / Sinan Akyüz :   
  
        
Fikret onun solgun yüzüne bir öpücük kondurdu. “Sen hiç merak etme. Ölmek için değil, düşmanı ezmek için çıkıyoruz dağlara. Bir gün yanına sağ salim döndüğümde sana özgürlüğü getireceğim...”   Aferdita sözünü kesti.  “Unutma aşkım,” dedi yeşil gözlerinden yanaklarına yaşlar süzülürken.  “Her tercih bir vazgeçiştir. Ama vazgeçilen hep alacaklı kalır!”   O söğüt ağacının altında birbirlerine söz vermişlerdi kumrular gibi yuva kuracaklarına. Ama Naziler memleketlerini işgal edince gölge düştü mutluluklarına. Vatansız yaşanmazdı ki sevda! Bajgora Dağlarına doğru yollara düştü Fikret özgürlük uğruna... Kalbinde Aferdita’sı, aklında vatanıyla…   İncir Kuşları, Piruze gibi çok okunan kitapların yazarı Sinan Akyüz, yürek yakan son romanı Solgun Karanfil’le aşkı anlatırken bizi savaşla yüzleştiriyor ve soruyor: “Yaşanmışlıkları kaybetmek mi daha zor, yoksa hayalleri mi?”  (408 Sayfa)  
  
        
8) Yağmur'un Gözyaşları / Uğur Gökbulut :       
  
   
Sırf sevdiklerin üzülmesin diye tek başına sahiplendiğin acılar vardır. Sana anlatmadığım, anlatamadığım şeyler de var anne. 
Kim bilir, belki de senden öğrendim içimin fırtınalarını yüzümdeki gülümsemeyle ve 
dudağımdaki “iyiyim ben” yalanlarıyla kapatmayı. Kim bilir, belki de sen anlıyorsun gözlerimdeki acıyı. 
Ama ne senin sormaya dilin gidiyor ne de benim anlatmaya cesaretim var. 
Oysa uzanıp dizlerine “Yoruldum artık anne!” diyerek ağlamayı ne de çok isterdim. 
Ama sen beni yine de iyi bil anne.  Ne ben artık senin arkana saklanacak kadar küçüğüm 
ne de sen beni o yorgun dizlerinde taşıyabilecek kadar güçlü. 
Sebep olacağım her gözyaşına kurban olurum ben. 
Sen kendine iyi bak annem. 
Ben toparlanmanın yolunu nasıl olsa bir şekilde bulurum... (216 Sayfa) www.turkkitap.de / Arka Kapak Yazisi.
Yayın evi: Dogan Kitap
59,90 €
88,90 €
33 % daha ucuz
Bu ürünü alanlar başka neler almışlar?
 
Değerlendirme
Yorum bulunmamaktadır: Yorum yazınız!