Di, 26.Sep.2017 - 11:02
Türk Yazarlarin En Cok Satan Kitaplari

10 Yazardan 10 Kitap
40,- Euro Tasarruf Edin!

Orhan Kemal
Türk edebiyatının önde gelen isimlerinden 10 yazarın 10 eseri evinize geliyor!.. 
10 Kitap 61,90 euro yerine şimdi sadece 21,90 Euro!.. 
turkkitap.de 'nın kampanyasından yararlanın ve  40,- Euro tasarruf edin!.. 
Özel baskı kitaplardan oluşan setimizin siparişini vermekte acele ediniz!..  

SETIMIZDEKI ESERLER: 

1) Hanımın Çiftliği 2 / Orhan Kemal :  

Orhan Kemal'in en sevilen romanlarından biri olan Hanımın Çiftliği, ağalık sorununu olduğu kadar, sınıfsal çelişkileri de yetkinlikle anlatır. Paranın değişime uğrattığı hayatları, el değiştiren paranın yarattığı çelişkileri, insanın en soylu duygularından biri olan aşkın bile soysuzlaşmasını anlatan bu roman, okuru hiç beklemediği bir sona doğru peşi sıra sürükler. Bu usta yazarın kalemi insanı yargılamadan önce anlamaya, her şeye rağmen insana inanmaya, güvenmeye çağırır okuru.

Orhan Kemal'in kitapları okurun hayatta rastlayabileceği o çok nadir hazineler arasında yer alır. Çok az yazar okurunun dünyasında onun kadar iz kak, okurunu onun kadar biçimlendiril. Orhan Kemal umudu ve iyimserliği yeniden kazanmamız için yol gösterir hize. Edebiyatımızın en değerli ustalarından tori olan Orhan Kemal'in kitaplarım yayımlamaktan onur duyuyoruz. 

 
2) Bir Ses Böler Geceyi / Ahmet Ümit : 

Dolunayın ışığında bir köy mezarlığı... Mezarlığın duvarına çarpan bir cip. Gecenin karanlığında uçuşan düşler. Issız köyün ortasında kocaman bir cem evi. Konuğunu yitirmiş bir mezar. 
Cem töreninde arınmayı bekleyen bir ölü. Bu olanların sessiz tanığı, bir araştırma görevlisi. Yıkılan idealleriyle, sürüp giden yaşamı arasında sıkışıp kalmış bir adam. Alevi inancına farklı bir bakış. Mistik bir gerilim romanı...   
"Gözüne kestirdiği dal parçasını çekerken çalılığın arkasında bir karartı fark etti. Feneri oraya doğru tuttu. Yanıl,mamıştı, az ilerde yeşil renkli bir mezar taşı mahzun bir edayla onu süzüyordu. Bu defa korkmadı, hatta içinde, 'Bu mezar neden mezarlığın dışında?' diye merak bile uyandı. Bir-iki adım daha yaklaştı. Ama bu mezar bozulmuştu, iki yanında toprak birikintileri yığılıydı. Yeni bir ürperti dalgası sardı bedenini. Mezarın içini görmemesine karşın, upuzun yatan ölünün yer yer etleri dökülmüş yüzü geldi gözlerinin önüne. Öte yandan aklı hâlâ mantıklı bir açıklamanın peşindeydi. Belki de bu mezar henüz ölmemiş biri için kazılmıştı. Neden olmasın? insanların ölmeden önce de mezarlarını hazırladıklarını biliyordu; iyi de, kazmakla hazırlamak arasında büyük fark vardı. Belki yeri alınır, hazırlıklar yapılırdı ama ölmeden mezar kazdırılır mıydı? 
Belki de bu mezarı aç kalmış vahşi bir hayvan açmıştı. Eğer öyleyse mezardaki ölüyü paramparça etmiş demekti. Doğrusu, böyle bir görüntüyle karşılaşmak istemezdi. Yine de merakı ağır bastı; cesaretini toplayıp el fenerini mezarın içine doğrulttu. Mezar gerçekten de boştu."   

3) Bora'nın Kitabı / Ayşe Kulin :    

"Yorgunum!   Önce gerçeğimi kendime kabul ettirirken yoruldum! Sonra gizlerken... Daha sonra yüzleşirken... Kendim olmaya hakkım olduğunu anladığımda... Kendimle barışırken... Gerçeğimi başkalarına kabul ettirmeye çalışırken... Benim gibi binlerce, on binlerce insanın var olduğunu öğrenirken... Yoruldum!”   
Acımasız günlerin gölgesinde geçen çocukluğunun yaralarını sarmak ve geçmişini silmek için İstanbul'a gelen genç bir adam:  Bora. Tam hayatını değiştiren aşkı bulup umudu yeşerdiğinde, geçmişi yeniden karşısına çıkacak ve kendi öyküsünü anlattığı Bora’nın Kitabı onu bir girdabın içine sürükleyecek.   
Gizli Anların Yolcusu'ndan tanıdığımız Bora'nın hazin öyküsüyle Ayşe Kulin, sadece genç bir adamın kişisel varoluş mücadelesini değil, bu coğrafyanın zorlu koşullarında bir insan, bir âşık, bir birey olabilmenin imkânsızlığını da anlatıyor.   Bora'nın Kitabı kabuğundan sıyrılmaya ant içmiş insanların büyük mücadelesinin romanı...   

4) Sudaki Iz / Ahmet Altan :   

Bu çağrıyı bir kez daha reddetmek, Bülent'in Fazıla'yı bir militan olarak değil de bir kadın gibi gördüğünü ortaya koyacağı için, Bülent daha fazla direnemeyerek elinde battaniyesiyle gelip yatağının bi ucuna yattı. Battaniyeyi de yatağın üstüne serdiler. İkisi de aynı isteği paylaşıyorlardı aslında ama hem birbirlerinden hem de kendilerinden korktukları için, işi uzatıyorlar, kaçınılmaz sona ulaştıklarında kendilerini suçlu bulmamak için bahanelerini hazırlıyorlardı. İkisi de yatağın iki ucunda hiç kımıldamadan yatıyorlardı. Yatağın ortası eskilikten çukurlaştığından, ortaya devrilmemek için kendilerini sürekli denetliyorlardı. Fazıla'nın huzursuzluğu sürüyor, ayakları birbirine sürtmek istiyor ama kıpırdayamıyordu İçindeki sıkışmaya daha fazla dayanamadı, ayaklarını birbirine sürtmeye başladı. İkisi de sık sık derin soluk alıyorlar, kıpırdamamak için büyük bir güç harcıyorlardı. Fazıla, yatağın öbür ucunda yatan erkeğin bedeninden çıkan sıcaklığı hissediyor, elleri bu sıcaklığa dokunmak istiyordu. O anda, gerçekten tek isteği o etin sıcaklığına dokunmaktı, o sıcaklığa dokunduğu anda ferahlayacağını, rahatça uyuyabileceğini sanıyordu, Yatağın ortasına doğru yavaşça kaydı.
5) Piruze - Şam'da Bir Türk Gelin / Sinan Akyüz : 


"Erkeklere 'Bu evde eksik oları sensin' dediğimizde, adamların yüzleri asılıyor. Biz kadınları, çok film izlemekle suçluyorlar. Keşke evlendikten sonra da ellerimizi tutabilselerdi. Başımızı dizlerinin üzerine yatırıp saçlarımızı okşasalardı. Erkekler evlendikten sonra bunları neden yapmıyorlar? Sahi, bunlar hep filmlerde mi yaşanıyor?"

Derlermiş ki, bazı hayatlar zaman içinde bağlıdır birbirine. Çağlar içinde yankı bulan, eski bir çare ile zincirlidir ötekine.

Yaşadığı acı gerçeklerden kurtulmak için Şamlı bir kocanın elinden Türkiye'ye kaçan genç bir kadının oğullarına kavuşmak için verdiği mücadelenin hüzün dolu hikâyesi, hafızalarınızdan kolay kolay silinmeyeceğe benziyor.

İncir Kuşları, Sevmek Zorunda Değilsin Beni, Yatağımdaki Yabancı gibi çok okunan kitapların yazarı Sinan Akyüz'ün kaleminden genç yaşta Şam'da gelin olan Piruze'nin gerçek yaşamöyküsünü soluk soluğa okuyacaksınız... 


6) Cariye'nin Kızı Mihrimah / Demet Altınyeliklioğlu : 


Üç kıtaya yayılan bir imparatorluk, sayısız entrikanın döndüğü bir saray, güç ve tutkunun kızı bir güzel, üç kalp ve bir aşk.

Osmanlı Sarayı'nın muhteşem atmosferinde, kudretle, aşkla kuşatılmış bir hayattı onunki. Çevresinde korkunç ölüm oyunları örülüyor, gölgelere sinmiş suikastçiler fırsat kolluyordu. Yaşamak için öldürmek zorunda kalmayı kabullenemeyen masum bir kalp ve çaresiz, telaşlı çırpınışları Osmanlı'nın unutulmaz dönemlerinden birinin saklı kılavuzuna dönüşecekti. Mihrimah'ı, elle tutulur hiçbir özelliği olmayan bir adamla evlenmeye zorlayan korkunç sır, annesi Hürrem'le arasındaki anlaşmada gizliydi. O güçte bir annenin, o tutkuda bir babanın kızı, Hafza'nın torunu, Sinan'ın açmazı, Rüstem'in gelini olmanın aykırı bir bedeli vardı. Artık ne Barbaros Hayreddin Paşa'nın kadırgaları, ne de Mimar Sinan'ın göğe astığı kubbeler güldürebilirdi kırgın prensesin yüzünü. Gözlerine çöreklenen tuhaf derinliğin esiri Mihrimah, kalbinden geriye kalan koca boşluğu, adını tarihe kazıyarak dolduracak ve...
...Hürrem-Mihrimah işbirliği, Cihan Devleti'nin kaderini değiştirecekti.


7) Aldatan Kadinlar / Mehmet Çoşkundeniz : 

Araştırmalara göre; evli ya da uzun süreli ilişkisi olan her iki kadından biri, eşini duygusal veya fiziksel olarak aldatmış durumda. Erkeklerin aldatması hep sıradan görüldü. "Erkeğin elinin kiri" dendi. Kadınların aldatması ise gizemliydi. İşte bu kitaptaki gerçek öyküler, kadınların aldatmalarının arkasındaki gizemi çözüyor. Bir kadının neden aldattığına, nasıl aldattığına dair ipuçları veriyor. Kadınlar, ilk kez bu kadar açık bir şekilde, aldatma öykülerini Mehmet Coşkundeniz'e anlattı. Okuduklarınıza inanamayacaksınız...

Tuğçe, bir inat uğruna evlendi. Eşini ilk kez babasının arkadaşıyla aldattı. Sonraki ilişkisi ise olaylıydı. Günübirlik ilişkilerinin hesabını ilk kez geçenlerde tuttu. Eşini tam 26 kişiyle aldatmıştı. Partnerlerini ise Reina'da, Sortie'de buluyordu. 

Fulya, ailesinin kendisine uygun bulduğu zengin ve eğitimli bir gençle mantık evliliği yaptı. Evlilikten çabuk sıkıldı. Televizyonda muhabirlik yaparken, ünlü bir oyuncu ile tanıştı. Eşini, o oyuncuyla aldattı. Kısa süre sonra boşandı. Şimdi kiminle flört etse sorun yaşıyor ve evlenecek birini arıyor.

Berrin önce nişanlısı Hasan'ı, Murat'la aldattı. Daha sonra Murat'la nişanlandı. Murat'ı da nişanlıyken Ayhan ile aldattı. Ayhan bir başkasıyla evliydi. Ayhan'dan hamile kaldı ama Murat'la evlendi. Murat, uzun süre çocuğu kendisinin sandı. Ayhan'la ilişkileri devam etti. Murat'ı evliyken de aldattı. Daha sonra boşandılar. Ayhan'ı da Nihat ile aldattı. Şimdi Nihat'la evli. Söylediğine göre, artık aldatmıyor!.. 


8) Perina / Naşide Gökbudak :   

Albay başını önüne eğmiş düşünüyordu, aniden atıldı. “Çok üzgünüm Mikail! Kızını kaybettiğin için cidden üzgünüm. Ne olur ölüm haberini evdekilere duyurmadan birazcık daha düşün! Bunu Anastasia’nın kurtuluşu için kullanabiliriz.
Mikail şaşkın ve öfkeliydi.
“Neler söylüyorsun Albay? Ben çocuğumu kaybettim, anlamıyor musun? Başka hiçbir şey düşünecek durumda değilim!”
“Anlıyorum Mikail, Perina’nın ruhu için, Rus halkı için bunu yap! Kızını kaybettin tamam ama Anastasia’yı yaşatabilirsin.”

İşte yıllarca süren yaşam mücadelesi bu cümlelerle başlıyordu. Çar II. Nikolay ve ailesinin korkunç sonundan tek kurtulan, kızları Anastasia’ydı. Genç kız hiç tanımadığı bir ailenin koruması altına alınıp, bambaşka bir kimlikte hayatına devam edecekti. Bu tüyler ürperten planın, Prenses Anastasia’yı bir anda bambaşka bir geleceğe sürükleyeceğini kim bilebilirdi ki?
Perina’nın; Ukrayna’da başlayıp, Elazığ’da son bulan acı dolu hayat hikayesini okurken, yüreğinizin bir yerlerinde hissettiğiniz sızının ve içinizde yeşerttiğiniz umudun kırıntılarıyla tanışacaksınız.

Naşide Gökbudak’ın eşsiz anlatımıyla hayat bulan Perina; sizi çok uzak bir iklime, yarım kalan bir aşka, yürek yakan bir vatan hasretine ve bitmek bilmeyen bir yaşam mücadelesine götürüyor!.. 


9) Aldatan Erkekler / Selda Uskan :

 
Aldatmak erkeğin elinin kiri mi sahiden? Ya pişmanlıklar? Kaybedilen sevgiler, tert edilen eşler, dağılan yuvalar, söylenen yalanlar, çekilen vicdan azapları... 
Selda Uskan'ın derlediği, Posta Gazetesi'nde yayınlanan ve büyük ses getiren bu akıl almaz aldatma hikâyelerini bu kez erkeklerin kaleminden okurken; kimi zaman gülümseyecek, kimi zaman üzülecek ama öncelikle aşkı, sadakati ve evlilik kurumunun günümüz toplumunda geçerliliğini sorgulayacaksınız. 

"Zaman zaman soruyorum kendime, bu kadınlardan hangisini sevdim diye? Galiba bir tek Nisan'ı. Bir de çok gençken arkadaşlık kurmaya çalıştığımız, sanayideki o fabrika kızlarını... Karımla boşanmadık. Beni bırakmadı. Sık sık evi tert etti ama ayrılmadık. Sonunda bir yazlık aldım. En azından yazları ayrıyız. Hayatımdaki tek kadın artık biricik kızım..."

"Yatakta bile basılsan inkâr edeceksin! İyi de nasıl olacak? Ayrıca bunu başaran bir erkek var mıdır? Siz bir hanımla halvet içindesiniz, kapı açılıyor, karınız içeri giriyor. Hadi bakalım, ne diyeceksiniz? 'Aa, ben sizi tanımıyorum hanımefendi, ne karısı, sizi hayatımda görmedim. Müthiş bir benzerlik olsa gerek!' mi?" 


10) Yasak Aşkın Kadını Aspasya / Murat Sertoğlu :     

Zarlar çoktan atılmıştı. Kazanan ona sahip olacaktı,..
İmparator Kostantin, adamlarından Bizans'ın en güzel kızının bulunmasını istedi. Çünkü Osmanlı Hükümdarı II. Mehmet (Fatih Sultan Mehmet) İstanbul surlarına dayanmıştı. Onu ancak böylesi bir hediyeyle oyalayabilirdi, Bizans'ın en güzel kızı Aspasya'nın bu iki güçlü hükümdarın başına ne işler açacağını kestirmekse o an için imkansızdı.
Diğer yanda, olan bitenden habersiz, daha iyi bir hayatın peşindeki Kırım Türkü Togo, Bizans başkentine girmeye çalışıyordu. Bu kahraman yabancı, kaderin kendisine nasıl bir oyun oynadığını, yaşayacaklarının ve yaşatacaklarının ne gibi sonuçlar doğuracağını bilse böyle cesur, böyle cüretkar bir maceraya atılır mıydı hiç?..
Yayın evi: Everest
21,90 €
61,90 €
65 % daha ucuz
Bu ürünü alanlar başka neler almışlar?
 
Değerlendirme
Yorum bulunmamaktadır: Yorum yazınız!